Tercih Rehberim

Serbest rekabetin egemen olduğu pazar ortamında iktisadi manada (fırsat maliyetleri hesaba katılmış) karlar sıfırlanmıştır. Ürün farklılaştırmaya dayalı tekelci rekabet ve tekelci pazar yapılarında ise ekonomik olarak sırasıyla artı kar ve fahiş kar mümkündür. Ortalama iş adamı maliyetleri olabildiğince topluma yayıp riskleri en aza indirerek karını azamileştirmek ister.

Girişimci (müteşebbis, entrepreneur) ortalama bir işadamından ayrı karakterde ve kendisi bizatihi mucit olmayan kişidir. Girişimci, hesaplanmış riskleri alarak pozitif kar elde etmek amacıyla sahip olduğu ve/veya ödünç aldığı kaynakları yeni bir ürüne, hizmete veya mevcut ürün ve hizmetleri farklı bir yöntemle ortaya getiren süreçlere yatıran sıra dışı iş adamıdır. Nadir olmakla birlikte yeni fikirlerin (innovasyon) sahibi kişi de girişimci olabilir.

Çılgınca risk alıp olağanüstü karlar elde eden kişiyi başka bir terimle tanımlamak doğru olur. Hesapsız risk alıp eldeki kaynakları heba eden çok sayıda müflis, farklı bir formatta gazetelerin sadece 3. sayfa haberlerinde yer alabildiğinden çılgınlığı girişimcilikle bağdaştırma yanlışına düşmek kolaydır. Gençlik yıllarımızın Uzay Yolu dizisinde yer alan uzay gemisinin “enterprise” (girişim, teşebbüs) olarak isimlendirilmiş olması, girişimle macera kavramlarının birbirine yakın durmasının dayanağına dair ipucu barındırıyor.

Bizim girişim sermayesi dediğimiz batıdaki “private equity”, girişimciliğin şahıstan kuruma taşındığı bir uygulama olarak yaygın şekilde kullanılmakta, buluşların, yeni fikirlerin, yeni iş yapış tarzlarının veya optimal ölçeklerin destekçisi rolüyle olağandışı karlar elde edebilmektedir.

Girişimci, sağlıklı verilere, gerçeğe yaklaşık kabullere, iyi düşünülmüş öngörülere ve nitelikli tahlillere göre adımını atacağı bir İş Planı’na sahiptir. Oluşturulan İş Stratejisi çerçevesinde hesaplanmış riskleri göze alan girişimci, tabiatıyla  iyimserlik ve cesaret özelliklerini haiz olma durumundadır.

Servet sahiplerinin varlıklarının küçük bir bölümünü diğer varlık sahipleriyle birlikte havuz oluşturarak Fon Yöneticileri üzerinden girişim sermayesine hasretmesi Türkiye’nin doğumu beklenen yeni olgusudur.

Akademisyenlik bilimsel bilgi üretimini ve paylaşımını hedefleyen bir meslektir. Hayatın görünen yüzünün arkasına bakmaya çalışır. Akademisyenlik ancak gerçeğin peşine düşmeye meraklı insanların tercih edebileceği uzun ve zorlu bir yolculuktur. Üniversitelerde akademisyenlere “hocam” diye hitap edilir ve hocalık tarih boyunca olduğu gibi bugün de toplum nazarında saygınlığını hiç kaybetmeyen bir meslektir.

Einstein’ın şöyle dediği rivayet edilir: “Bilimin amacı sıradan insanlar için hayatı daha yaşanılır kılmaktır. Çizelgeler ve denklemler üzerinde uğraşıp dururken bunu asla unutma!”. Genellikle üniversitelerde akademisyenlerin teorik meselelerle uğraşıp durdukları ve gerçek hayattan kopuk yaşadıkları düşünülür. Gerçekten da bazı bilim dalları gerçek hayatta olup bitenlere diğerlerinden daha uzak olabilir. Yine kimi bilim insanları diğerlerine göre kendi çalışma konularını daha teorik problemlerden seçebilirler. Ancak eninde sonunda bütün bilimsel çalışmalar gündelik yaşantımızla bir şekilde ilişkilidir.

Bu açıdan bakıldığında gerçek hayata en çok dokunan, dolayısıyla da akademisyenlik mesleği açısından en canlı bölümlerden birisi de işletme fakülteleridir. İşletme fakültelerinin temel disiplinleri olan işletme yönetimi, pazarlama, finans, muhasebe, insan kaynakları yönetimi, girişimcilik gibi alanlarda akademisyenlik yapmak aynı zamanda iş dünyasıyla iç içe bulunmayı da gerektiren zevkli bir uğraştır. İşletme fakültelerinde pek çok akademisyen danışman, eğitmen ve hatta yönetim kurulu üyeliği gibi farklı biçimlerde bilimsel birikimlerini işletmelerle paylaşmaktadır. Hatta akademisyenlik hayatının bir aşamasında iş dünyasına yönetici veya girişimci olarak atılan pek çok akademisyen de bulunmaktadır.

Diğer yandan, işletme fakültelerinde akademisyenlik yapmak, aynı zamanda pek çok farklı sosyal bilimin bakış açılarını özümsemeyi, entelektüel bir derinliğe sahip olmayı da gerektirir. Tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji, ekonomi, hatta edebiyat ve din bilimleri bile işletme fakültelerinde çalışan akademisyenlerin yakından ilgilendikleri temel bilim dalları arasındadır.

İstanbul Şehir Üniversitesi, gerek küresel vizyonu, gerekse sahip olduğu akademik kadro zenginliğiyle, gerçek hayat ve bilim dünyasının iç içe geçtiği bir dünyadır. Bu yönüyle İstanbul Şehir Üniversitesi Girişimcilik Bölümü, akademisyenliği düşünenler için de sadece Girişimciliği Şehir ‘de okumayı değil, aynı zamanda görmeyi ve yaşamayı da vadeden önemli bir ilk adım olacaktır.

Doç.Dr Erkan Erdemir, İşletme Fakültelerinde Akademisyenlik

İkinci akademik yıldan sona, akademik çalışmaların yanında staj yapmak gerekiyordu. Bir yandan staj tanımını biliyordum ve memnundum ama yine de nasıl olacağından emin değildim.  Üniversite hayatında cesaret göstermeli ve cesur olmalı ve şansını denemelisin. Felsefem tam olarak buydu ve  ülkemde bulunan, Türk haber ajansı olan Anadolu Ajansında stajımı yaptım. Her şey hazırlanmış beni bekliyordu. İlk haftayı oryantasyon haftası olarak tanımlamak istiyorum, çünkü doğrudan size hitap etmeleri dışında içe kapanık, çekingen ve soru sormaktan korkan bir haldesiniz, aynı bölümdeki ilk hafta hissettiğiniz gibi. Benim işim, haberlerin İngilizceden Boşnakça ‘ya çevirmek ve onları basılmak üzere editöre göndermek olarak tanımlanıyordu. Ayrıca, gazeteci arkadaşlarımın yanında gözlemci olarak bazı röportajlara ve film çekimlerine gidiyordum çeviri metin, mikrofon tutmak, kameranın arkasında durmak ve diğer birçok şeyi bilmiyordum ama adım adım, günden güne bunları öğreniyorsun. Görünüşe göre, her metin git gide daha iyi oldu ve her yeni metinde daha az hata çıktı. İkinci hafta ilerleme görmeye başladıkça, kendinle gurur duymaya ve faydalı hissetmeye başlıyorsun. Gözlem yapmanın ve öğrenmenin yanında, bunu kendi kendine öğrenme ve uzmanlaşma ile birleştiriyorsunuz. Bütün bunlar kendinize güvenmenizi sağlıyor. Özgüvenime katkıda bulunan başka bir şey ise kendime ait oturacak bir yer ve çalışacak bir üniversite bilgisayarımın olması. Dahası, makaleleriniz yayınlandıkça, bunu verimliliğinizin en yüksek noktası olarak tanımlıyorsunuz. Stajda önemli bir nokta, profesyonel bir iletişim kurabilmek ve arkadaşlarla ilişki ile çalıştığın kurumun genel müdürü ile ilişki arasındaki farkı görebilmektir. Profesyonellik, en başından itibaren iletişim şeklimizde mevcut bulunmalıdır. Bir stajyer olarak, genel müdürüm ne kadar çalıştığım, işim hakkında ne hissettiğim ve bir sorun olup olmadığıyla ilgilendiğinde çok memnun oldum. Sadece olabildiğince çok şey öğrenmeye odaklandığım ve faydalı hissetmeme yetecek kadar iş yapmaya odaklandığım için hiçbir sorunla karşılaşmadım. Ayrıca, kendimi zamanında gelip gitmek ve işleri olabildiğince çabuk halletmek konusunda eğittim. Son olarak, stajın kişisel gelişim ve özdenetime odaklandığın bir yanı da olduğunu hatırlatmak isterim. Böyle bir ortamda,  çalışma ortamında deneyim kazanıyor ve büyük sonuçları olmayan hatalar yapıyorsun. Staj, bir fırsat ve bilgi denizi gibi ve buradan alabildiğimizi alma konusunda kararlı olmalıyız. Her genç insanın yaşaması gereken güzel bir deneyim. Kapalı görünebilen kapı, şimdi açık olabilir ve bize geleceğe giden olası bir yol gösterebilir.

Lejla Memic, Staj Deneyimi

Bu sorunun cevabı hem basit hem de karmaşık. Basit cevap “ biraz ekonomi bilmek herkese lâzım, mühendise de, ziraatçıya de, işletmeciye de...” şeklinde olur. Bu basit cevap doğrudur aslında. Küreselleşme gerçekten de ekonomik olayların bizi kuşatmasına neden oldu. İster yakın, ister uzak yerde gerçekleşiyor olsun, önemli ekonomik değişimlerden, piyasa dalgalanmalarından etkilenmeyen kimse yok. Dolayısıyla herkesin biraz ekonomi bilip olan biteni anlamasında yarar var elbette. Ama işletme öğrencisinin durumu ve ekonomi bilgisine olan ihtiyacı hem bundan biraz daha karmaşık hem de uzun vadeli sebeplere dayanıyor. Çünkü işletme öğrencisi yarının yöneticisidir. Değer üreten bir kuruluşta görev alacaktır. Bu kuruluş da iki tür problemle karşılaşabilir :

1.Kendi iç yapısını, üretim yöntemlerini, maliyetlerini, bulunduğu sektörü ve piyasasını ilgilendiren sorunlar. Bu sorunlarla şirketler ve yöneticiler her gün karşı karşıyadır. Bunlar ilk bakışta pratik sorunlardır. Ne var ki, önce bunları tanımlamak ve anlamak, sonra da ölçmek ve çözümlemek için gerekli ve olmazsa olmaz kavramlar vardır. Bunlar Mikroekonominin konusudur.

2.Kuruluş daha büyük bir ekonomik birimin parçasıdır her zaman. Yönetici, o kuruluşun içinde bulunduğu ülke ekonomisinin durumunu, millî gelirini, büyüme potansiyelini, dış ekonomik ilişkilerini, dünya ekonomisindeki konumunu, enflasyonu, finans sektörünü, işsizliği bilmek, ülkenin o anki konjonktürünü anlamak durumundadır. Bunlar da Makroekonominin konusudur. Yöneticinin ülkesinin temel makroekonomik veri ve göstergelerini okuyup, anlayıp yorumlayarak gerek o anki konjonktüre gerekse önündeki döneme dair sağlam ve sağlıklı bilgi ve öngörülere sahip olması gerekir.

İşte bunun için işletme öğrencisinin temel Mikro- ve Makroekonomiye hakim olması şarttır. Nitekim, dünyanın hiçbir saygın Üniversitesinde bu iki temel dersi içermeyen bir İşletme programı yoktur.

Prof.Dr Cem Behar, Ekonomi Neden Gereklidir?

Liderliğin hem evrensel hem de ulusal/kültürel boyutları vardır. Her şeyden önce liderlik, liderlere lider olmak anlayışıyla hayat bulur. Bir organizasyonun her kademesinde liderlere ihtiyacımız vardır ve tepedeki lider, aslında bir liderler grubuna öncülük etmektedir.

Liderlik bir keşif sürecidir: Kendinde ve “adamlarında” potansiyel olarak var olan enerjiyi ortaya çıkarmak ve organizasyonun amaçları doğrultusunda değerlendirmek. Aklı olduğu kadar kalbi; rasyonel melekeleri olduğu kadar duygu ve heyecanları harekete geçirmek…  Liderlik bu yönüyle kültür tarihiyle yakından ilişkilidir. Bir toplumun kültürel kodlarını deşifre edebildiğimiz ölçüde, liderlik potansiyelini ortaya çıkarabiliriz.

Liderlik aynı zamanda bir küresel bilinçlenme sürecidir. Modern ekonomiler tüm yer küreyi içine alacak biçimde birbirine eklemlendikçe, liderlik anlayışında ulusal boyutların ötesine geçmek kaçınılmaz olmaktadır. Dolayısıyla, liderliği artık karşılaştırmalı bir analizle doğru anlayabiliriz. Amerikan tarzı liderliğin yanı sıra Japon tarzı liderliği; Alman liderliği kadar Kore tarzı liderliği kavrayabildiğimiz ölçüde, küresel geçerliliği olacak bir Türk tarzı liderliğe katkıda bulunabiliriz.

Yöneticilik işleri doğru yapmaya, liderlik ise doğru işleri yapmaya odaklıdır. Bu bakımdan, küresel bir bakış açısına sahip olmadan, nelerin doğru iş sınıfına girebileceğine karar vermek imkânsızdır. Kültürel değerlerimizi evrensel bir dil ile ifade edebildiğimiz; ulusal sorunlarımızı küresel bir çerçevede değerlendirebildiğimiz ölçüde, yeni zamanlara hitap edebilen liderlerimiz olacaktır.

Dr. Mustafa Özel, Küresel Liderlik

<<Bölgesel Kalkınma Üzerine>>

Ülkelerin kalkınmasında ve birbirleriyle ekonomik rekabetinde ülke içerisindeki bölgeler farklı işlevler ve sorumluluklar üstlenmekte; elde edilen refah ise bu iş bölümü doğrultusunda bölgeler arasında paylaşılmaktadır. Öte yandan ekonomik ve sosyal uyum ve istikrarın devam ettirilmesi ise eskiden beri merkezi hükümetlerin temel endişelerinden biri olagelmiş; ülkeler farklı bölgeleri arasındaki ekonomik gelişmişlik farklarını gidermeye ve daha dengeli ekonomik gelişme modelleri ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu anlamda bölgesel gelişme ülkelerin ulusal plan ve politikalarının önemli bir unsuru olagelmiştir.

Bölgeler arasında daha dengeli bir ekonomik kalkınma kaygısının ağır bastığı bu bölgesel gelişme politikaları merkezi hükümet düzeyinde geliştirilmekte ve uygulanılmaya çalışılmaktadır. Merkezden planlanan ve daha çok geri kalmış bölgeleri hedefleyen bu politikalarda, bu bölgelere altyapı ve ağır sanayi yatırımlarının yanı sıra çeşitli teşvik ve vergi indirimleri uygulanarak dengeli bölgesel gelişmenin sağlanması hedeflenmiştir. Bir diğer deyişle bu bölgeler ulusal gelirlerin paylaşımında, merkezi hükümetin yatırım ve teşviklerinde önceliklendirilmiştir.

Küresel ekonomideki dönüşüm bölgesel gelişme politikalarının da dönüşmesine neden olmaktadır. Ülkeler, ekonomik örgütlenmelerinde bölgelerin temel faktör oynadığını; ekonomik üretim süreçlerinin bölgesel ölçekte organize olduğunu fark etmeye başlamıştır. Diğer yandan dünya genelinde hızlı kentleşme ise bölgesel gelişmede şehirleri ön plana çıkarmış; hatta küresel rekabet artık ülkeler arasında değil dünyanın belli başlı metropoliten bölgeleri arasında yaşanan bir rekabete dönüşmüştür. Finans, danışmanlık ve diğer üst düzey hizmetler, ar-ge, inovasyon, turizm vb. yüksek katma değerli ekonomik faaliyetler üzerine odaklanan bu metropoliten bölgeler sadece kendi ülkeleri için değil küresel ekonominin organizasyonunda merkezi roller üstlenmeye başlamıştır.

Artan küresel rekabet ülkeleri sadece geri kalmış bölgelere odaklanmak yerine, tüm bölgelerinin ekonomik potansiyellerini en iyi şekilde kullanmaya ve bu şekilde ulusal kalkınmanın en üst seviyeye çıkartmaya yönelmiştir. Bu ise her bölgenin kendi içsel potansiyellerini tespit edilmesi ve ekonomik değere dönüştürülmesini için o bölgeye uygun politikalar, politika uygulama araçları ve kurumsal yapıların inşa edilmesini gerektirmiştir. Yeni bölgesel gelişme politikalarında merkezi hükümet yerine yerel kurumlar; yukarıdan aşağıya belirlenmiş standart politikalar yerine aşağıdan yukarıya doğru şekillenen ve her bölge için farklılaşan kalkınma modelleri; yönetim yerine katılımcılığın öne çıktığı çok düzeyli yönetişim modelleri; altyapı yerine insan kaynakları; koordinasyon yerine işbirliği; merkezi ve diğer bölgelerden aktarılan kaynaklara bağımlılık yerine yerel kaynaklar ve sürdürülebilirlik gibi unsurlar ön plana çıkmıştır.

Yeni bölgesel gelişme politikalarının merkezinde bölgesel kalkınma ajansları yer almaktadır. Kalkınma Ajansları yerel potansiyelin belirlenmesi, bölgesel gelişme için ortak bir vizyonunun ve hedeflerin ortaya konması, bunların hayata geçirilmesine yönelik her düzeyde koordinasyonun sağlanması, yerel dinamiklerin harekete geçirilmesi, yerel katılımın sağlanması ve işbirliklerinin geliştirilmesi, kaynakların etkin ve yerinde kullanılması için en ideal esnek yapılarak olarak görülmektedirler. Diğer bir açıdan ise merkezi hükümet ve kurumları ile yerel kurumlar arasında köprü işlevi gören ulusal ve yerel politikalar ile yerel politikaların uyumunu sağlayan kilit bir konumda bulunmaktadır.

Doç. Dr Abdülmecit Karataş, Bölgesel Kalkınma Üzerine

Şehir’e başvururken beni çeken şeylerden biri de, sunduğu değişim fırsatlarıydı. Hep ya Türkiye’de ya da Almanya’da okumak istemişimdir ve Erasmus değişim programı sayesinde ikisi de gerçekleşti. Her işletme fakültesi öğrencisinin bu programa katılmasını kesinlikle öneriyorum. İşletme fakültesinden Erasmus’a giden ilk öğrenci bendim. Almanya’da Cologne Business School’a gittim ve oradaki deneyimimi sizinle paylaşacağım. İşletme bakış açısıyla, Almanya çok gelişmiş bir ülke ve orada okuyarak, gerçekten iyi iş bağlantıları ve fırsatları yakalayabilirsiniz. Cologne Business School’da, öğrencilere iş dünyasını tanıtmak için ve onlara iş ve staj fırsatları sunmak için haftalık seminerler düzenleniyor. Okul aynı zamanda öğrencilerin farklı atölyelere ve konferanslara da katılmasını sağlıyor. Akademik açıdan, öğretim üyeleri muhteşem ve birçoğu Almanya'da önemli ve iyi tanınan kişiler. Prosedürler açısından, her şey son derece düzenli ve iyi işliyor. Akademik faydalarının yanında, insana farklı bir ülkede yaşamaktan dolayı çok şey öğreniyor. Bana daha bağımsız olmayı, zorlu durumların üstesinden gelmeyi öğretti. Ayrıca son derece eğlenceli bir deneyim: çeşitli yerlerden gelen insanlarla karşılaşmanızı sağlıyor ve seyahat etmek için çok iyi bir fırsat.

Nadia Arar, Erasmus Deneyimi